FURGANHUSEYN's profileإلفرقآن.PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    September 21

    DOSTA DOST OLMAK





    ***
    İbrahim -aleyhisselâm- mancınığın içinde...

    Her şey Nemrud'un bir işaretine bağlı!..

    O vakit Cebrail -aleyhisselâm- gelir ve:

    "-Bir dileğin var mı?" der.

    "-Evet" der İbrahim -aleyhisselâm- ve: "-Fakat senden değil..." diye ekler.

    Cebrail -aleyhisselâm-:

    "-Niçin Allah'tan kurtuluş istemiyorsun?" deyince, İbrahim -aleyhisselâm- şöyle der:

    "-Dost ile dostun arasına girmeyin. Hâlimi o biliyor. Allah bize yeter, o ne güzel vekildir."

    göz görünce geriye ne kalır




    Sevgilinin yüzü mü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır.
    Âşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap.
    Göz... Savaşı başlatan haberci.
    Bakış... Elde olmayan kader; ilâhî kaza.
    Ve aşk... Kalp ile göz arasında kutlu bir hadise.

    Çoook sonraları kalp göze diyecektir ki, ‘‘Beni bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim. Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlerine itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde koşan tebaan. Sen emîr, ben esir. Melik iken memlük (kul) ettin beni.’’ Sonra devam eder:

    -Ey göz! Sen ikisin, ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp onu öldürmesi zulüm değil de nedir?!.. Şimdi ağla o hâlde; ettiğin zulmün cezasını çek bakalım!..

    Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir:

    ‘‘Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur’’ (Hacc, 46).

    Ebu Hureyre der ki: ‘‘Kalp bir kral ise, organlar emrine amade askerler gibidir. Kral iyi davranış içinde olursa, askerler de ona uyar. O fenalık yaparsa, emrindeki askerler de fena davranır.’’ Göz der: ‘‘O hâlde ey kalp, kendini de beni de helâka sürükleyen sensin. Seni perişan eden yegâne şey, Allah'ın sevgisinden, zikrinden ve emrettiklerinden uzak kalmandır. Sen başkasının sevgisini O'nun sevgisine tercih ediyorsun ve aşkın yükünü bana yüklüyorsun. Şimdi ağlayan benim, yanan sen. Ne sen beni kurtarabilirsin, ne ben seni söndürebilirim. Ben su serptikçe senin alevin artacak, sendeki ateş arttıkça ben daha çok yaş akıtacağım. Yoksa ‘Hayırlı olanı şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?’ (Bakara, 61).’’

    Yedi Askı'nın şairlerinden biri şöyle soruyor:

    ‘‘Şaşkın vaziyetteyim; nefsimi mi azarlayayım, arzulu gözümü mü, yoksa kalbimi mi?’’

     
     
     
    sd_lnlrule1

    ELLERİMDEN TUTSAN




    Yeniden “bekle” desen ve bekleyecek kadar yüregime su serpsen…Susuzlugumu da sende fark ederim, suyu da… Nedir bu “ben”ligimdeki “ben” sevdası bana yol göster.Terk etme beni, lâyık olmasam da, aç bana yüregini ve denizlerini…* * *Yüzüm yok! Bu çırpınıslarda daralır yüregim.Yüzüm yok! Yine de sevmeni beklerim.Yüzüm yok! Ben umudu senden ögrendim.* * *Sanmayın yüregim durgun deniz, içimde bir Mûsa ve bir Firavun yasar, benden çok ev sahibi…Damarlarımdaki kan kadar kırmızıdır sevdam ve yüregim bu sevdaya yanar.Çeliskili ömrün son demlerinde koysam da bu savasın adını, yine de ararım yalnızlıgımda dostun kapısını…Bir sır mıdır bu insanın içine akıtılan? Ve bu sırrın dogum sancısı mıdır bendeki baslayan?Dogrulmak ve yeniden Mevlâ’ya ulasmak için mi bu buram buram hüzün?* * *Ve sen…Ellerimden tutsan…Yeniden “sabret” desen ve sabredecek kadar sadrıma huzur versen…Sonra aglasam… Bu çaresiz ateslenmelerimin ilacını sende bulsam… Bir yangın makamı bu kadar mı öfkeli eritir içimi? Bir sevda bu kadar mı özlenir?Tövbeler ve tövbeler… Bu dönüsler korkarım kolay olmayacaktır… Puslu yılların ardından ölsem ve yeniden senin yolunda dirilsem…Söyleme, lâyık olmadıgımı n’olur söyleme…Yoklugunda çok yandı, belki adam olur bu yürek simdi seninle...Ardından attıgım adımlar kadar yol gitmisim hayatta… Senin ismini duyduğum kadar sesler kıymetlenmis…Ve seni andıgım kadar zaman günahlara “dur” demis…Karanlıklar vadisinde kalbim, bir kibrit yakmanı beklerim.Neresindeyim bu hayatın ve senin kalbinde miyim?Alır beni bu esen düsünce rüzgârı ve iklimlerim yoklugunda acıtır ve üsütür içimi…Yalnız sende var yüregimin nefesi…Bil ki, ben âcizim; bil ki hatalarımla dolu yüregim ve çaresizim…* * *Sen…Tutsan ellerimden…Yine içime baksan ve titrese tüm benligim taa ki son nefesime kadar…Sonra degisse tebessümlerim... Bir hikayesi olsa çilelerimin..Seni anlatsam… Anlatsam… Anlatsam..Yer-gök beni arasına alsa… Kâinatı okusam...Açsan ellerinle perdelerimi ve sereflensem dost cemali ile…Bir yangın bu kadar mı güzel olur simdi?Ruhlar hapishanesiymis ya dünya, sen beni kurtarsan…Kalbimin kilidini tek bakısınla kırsan!..Sevginin derinlerinde yalnız seninle kaybolsam…Bir ömür bu, bitmeye adanan… Bir insanım ben, kendini tanımayan!N’olur… Söyleme layık olmadıgımı!. Sen de beni bırakıp gitme…* * *Sevgim, tek gerçegim!..Bu yolda imanımın derdindeyim ve yine tek senin izindeyim, tek senin kapında dizüstü çökmekteyim ve yalnızca “gel” demeni beklerim…
    y1pOYLfTvCsLvVJ8ODyJ61rNDIHnnIf2_efPZXpsLn7-BCj7eaBsETO5D6BzSUTVkG-

    sayar mı hiç




    Derviş, bir kucak elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rast gelmiş bozkır sıcağında.

    Yorgunluktan al almış kızın yanakları.


    "Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?"
    diye sormuş.

    Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız.


    "Sevdiğim çalışıyor orada.
    Ona elma götürüyorum."


    Kaç tane diye soruvermiş derviş baba.

    Kız şaşkın;"İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?"

    Usulca kırmış elindeki tespihi derviş
    September 17

    ″Haydi camiye″ kampanyası

    Namaz Gönülleri Platformu,konferan ve etkinliklerinden sonra şimdi de camilere insanların daha rahat ve daha çok gelebilmesi için kampanya başlattı.Hazırlanan proşür cuma ve bayram namazlarında dağıtılacak.

    İNANAN İNSAN HEP ÖLÇÜLÜ YAŞAR

    İslam,adalet ve istikameti,en geniş çercevesiyle ferdi,ailevi ve içtimai bir yaşam biçimi olarak kabûl eder.Hayatını islam'a bağlayan bir fert,dosdoğru düşünûr,dostoğru yaşar,hep hakkaniyet çercevesi içinde kalmaya çalışır;kendinden başlayarak zulme ve haksızlığa karşı tavır belirler ve ölçülü yaşar.
    September 10

    Bana dualarımı ver RABBİM

     

     

     

     

     

                                 

       Bana Dualarımı Ver RABBİM...

    Yusuf’un kıtlık yılları vurduğundan beri en derin cümlelerime, ben anlaşılmazlıkların dehlizinde boğuldum…
    Bak, inan tükendi tüm kelimelerim. Dilimde bir sükût. Ve kırıldı kalemim…
    Sana nasıl anlatırım, avuçlarımın bile kelimelersiz bomboş kaldığını. Ve nasıl söylerim sana, gecelerimin nidasız, secdelerimin duasız kapkaranlık olduğunu.
    Sahi kelimeler de terkeder mi insanı?
    Ve öylesine vurgun, öylesine durgun yapayalnız bırakır mı?
    Bir Zekeriya imtihanında belki de yüreğim…
    Çaresizliğin, yapayalnızlığın zirvelerinde…
    Ve bir terk edilişin en mahzun, en acıklı yerinde…
    Gözlerim kanıyor biliyor musun? Ve ellerim yanıyor…
    Sen hiç dualarınsız kaldın mı?
    Ve yalvara yakara, için için dualarını aradın mı?
    Yıldızlara sordun mu hiç; gecelerini aydınlatan ve ansızın bir yıldızın kayışı gibi ellerinden ve dilinden kayıp kaybolan dualarını…
    Peki ya ağladın mı? Dilin ısrarla susarken ve yol vermezken kelimelere, bomboş ve çaresiz kalan avuçlarına damla damla hasret akıttın mı?
    İşte ben şimdi, terk edilişin en acısını yaşıyorum günlerimde…
    Ve Zekeriyya’nın garipliğini taşıyorum saatlerime.
    Dualarımsız; öylesine öksüz, öylesine yetim, boynu bükük bir çocuk gibi dolaşıyorum caddelerde…
    Tufan mı yuttu yoksa yakarışlarımı ey Nuh?
    Cahilce davranıp yanlış bir şey mi istedim yoksa Rabbimden…
    Neden dilimde bir sükût…
    Oysa, dualarımsız çöl, dualarımsız kurak ve dualarımsız yangınlardayım.
    Süleyman! Söyle rüzgara, tüm çağlardan toplasın da getirsin bana, en güzel duaları…
    Söyle rüzgara ki, dua dua essin yüreğime. Bedir, Uhud ve Hendeğin en yaman yiğitlerinin cennet kokan dualarını üflesin ellerime…
    Ve Meryem! Sessizliğini boz da, umut söyle Zekeriyya çaresizliğime…
    Dilediğini hesapsız rızıklandırandır O, de… Dilediğine duaları da hatırlatandır. Bana dualarımı geri ver Rabbim… En güzel kelimeleri öğret yüreğime.
    Ben sana dua etmekle hiç mutsuz, bedbaht olmadım ki Rabbim…
    Asıl dua etmediğimde mutsuzluğu yaşadım ve bedbahtlardan oldum.
    Bana dualarımı ver Rabbim!
    Avuçlarıma yağdır rahmetini…
    Ve dilime kondur en kabul olunacak heceleri
    Bana dualarımı ver RABBİM...
                

    Raziye Nur Tuna   

     

     

     

    Simdi sukut limanlarina demirledim gemilerimi.
    Sadece bekliyorum.
    Günesin dogusunu nasil beklerse yüce daglar, yagmurun
    yagisini nasil beklerse çiçekler, öylece hasret gemilerimi
    ask denizine indirecegin ani bekliyorum.
    “Beklemek sabretmektir”. Dedi ustam, “kalbim üstüne ” dedim,
    büküldü boynum....

    Selam ve Dua ile...

    KARDELEN 

     

    http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/ 

     

    September 06

    Aşk ve secde

    '' A Ş K VE S E C D E  ! ''

    *Bir gül ekin,*

    *Ama bu sefer kalbinize ekin bu gülü.*
    *Bir sevda tutun,*
    *Ama bu sefer kalbinizde tutun sevdanızı.*
    *Bir hayal kurun,*
    *Mutluluk vadisinde, gül bahçesinde, sevgi şehrinde, insanlara huzur saçan,
    mutluluk yayan, insanlar ı n kalbinden hüznü alıp yerine sevdayı, sevgiyi,
    aşkı, Allah aşkı nı yerleştiren bir yerin hayalini kurun
    *Bunlar hayal ama mutluluk uzakta değil ki
    *Aşk, sevda uzakta de ğil ki
    *Kapatın kalbinizi madde âlemine, açın gönlünüzü mana âlemine, ç ı kın
    seyahate
    *Ama bu seyahat madden uzak, gül bahçesinde, sevda mahallesi, aşk soka ğı ,
    *Namazgâh hanı, seccade döşeğinde gözyaşlarıyla ıslanan seccadenizin üstünde
    *
    *Ötelere adım atı n, Çırpın kanatlarınızı, uçun göklere, varın semalara,
    tanışın peygamberlerle, uzanın göklere yaklaşın cennete, girin Sidretül
    müntehaya, hani me'va cennetinin yanında, için orda gözyaşlarıyla
    doldurduğunuz mana sütünü, işte bakın sevgiliniz tam karşınızda, sizlerin
    selamını bekliyor mukabele etmek için. Şahitler de hazır sizlere tanıklık
    etmek için. *
    *Daha ne beklersiniz işte geldiniz kab-ı kavseyne hadi, şimdi işte alın
    seccadenizi, açın kalbinizi, dökün gözyaşlarınızı, varın sevgilinizin
    yanına, sevgilinize yalvarın, yakarın affınızı ve affımızı isteyin.
    Sevgililer naziktirler bir şey istendiği zaman geri çevirmezler. Hadi sunun
    dualarınızı, göz pınarlarınızdan ayrılan mana sütünün, mana âleminde ki
    yükseli şinizin yanı nda
    *Daha ne beklersiniz işte sevgili bizleri bekliyor
    *Evet, şimdi işte yalvar ıyorum ve yalvaracağım *
    *Ey benim sevgilim, Rabbim yalnız sana yalvarır ve yalnız senden dilenirim
    *
    *Şu mübarek günlerin ve sadece senin sevginden ötürü sana mana kasesini
    gözyaşlarıyla doldurmaya çalışan âşıklarının yüzsuyu hürmetine bizlere senin
    sevgini, senin a şkı nı tatmak ve bu tatla son nefesimize kadar ya şamak ve
    senin aşk ınla senin huzuruna varmak nasip eyle...
    y1pqXusuVDdxrSjkUDhYU3jpoZgvvr-pk54WtiRg4aYHk1wMFaRUEMusNfy9Jydr0XE
    September 03

    göz kalbin elçisidir

    In The Name of Allah, The Beneficent, The merciful

    1. When there comes the help of Allah and victory,
    2. And you see people entering Allah's religion in multitudes,
    3. Then celebrate the praise of your Lord and seek His forgiveness, (for) surely He is Oft-returning (to mercy).

    Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla.

    [1-3] Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. 




    GÖZ KALBİN ELÇİSİDİR
    İnsan nefsi,güzel şeylere bakmaya düşkündür.
    Göz kalbin elçisidir.O'nun tarafından vazifelendirilir.Güzel ve manzaralı bir şey bulmuşsa ,memnuniyet duyar.
    Fakat göz,çoğu defa kalbin başını belaya sokar.Zira öyle güzelleri haber verir ki ;ne hepsini elde etmeye, ne de ayrılıklarına tahammüle kalbin gücü yeter.
    Bakışlarını Allah'ın izni haricinde salıverenlerin hasretleri devamlı olur.Çünkü bakmak,sevgiyi netice verir.Ve kalp ,bir alakaya sahip olur.Sonra bu alaka kuvvetlenir;Vurgunluk derecesine varır ve kalbi kaplar.Göz,bakmaya devam ettikçe ,vurgunluk hali kalpten ayrılmayacak bir sevgi halini alır.
    ARTIK KALP ;KÖLE OLMUŞTUR VE LAYIK OLMAYANA KULLUK YAPMAYA BAŞLAR.
    Bütün bunlar,bakmanın cinayetleridir.Bir emir(sultan) iken ,şimdi bir esirdir o...
    Kalp,düştüğü haller için gözden dert yanar.Göz ise ''Ben senin memurundum,der;bana sevgi veren ,sen değil miydin ? ''
    Bütün bunlar,Allah'ın sevgi ve bağlılığından boş kalan kalplerin belasıdır.
    KALP ALLAH'I SEVMEK İÇİN YARATILMIŞTIR,
    BU YÜZDEN SEVGİLİSİ ''O '' DEĞİLSE ,KULLUĞU BAŞKASINADIR...

     ibni cezvi


     


    pismanlik.jpg


    Hoş geldin kalbimize sevgili pişmanlık
    Tenimizdeki çizik olmadan nasıl anlamıyorsak canımızın incinebilirliğini, pişmanlığın sızısı olmadan fark edemiyoruz içimizde saklı masumiyetin kırılganlığını.
    Sessizce akıp giden suyun önüne çıkan bir çağlayan yahut kaya gibi suçlarımız; vicdanımızın sessiz bekçiliğini hatırlatırlar bize, girdaplar, fırtınalar katarlar masum sandığımız hayatımıza. Kendimizi masum ve günahsız, hatasız ve kusursuz bildiğimizde kalınlaşıveren, kalınlaştıkça da ruhumuzu sağırlığa hapseden demir perdeyi yıkar günahlar.

    Dokunulmazlığımız üzerine kurduğumuz sırça sarayın yıkılışını haber verir içimizde yükselen ah! lar. Gururun kalesinin yangına verilişine denk düşer hatamızın utancını kıpkızıl yüzümüze taşıdığımız anlar. Pişmanlığın o kekremsi tadı, o akrepsi sokulganlığı utançla tanıştırır bizi. Utançla tanıştığımızda da, utanabilen yanımızla, içimizde suskunca bekleyen vicdanımızla buluşuruz ilk defa. Film gibi hani Sevdiğimizle çarpışmak gibi köşe başında; defterler kitaplar dağılırken havada, kalpler buluşur, gözler el ele tutuşur ya. O hata; o sakarlık, o dikkatsizlik, o sürçme, o ayak kayması, o kaza, utanabilen yanımızla tanıştırır bizi. Ah! ettiren her günah, bağışlanmanın ve affın, rahmetin ve gufranın serin pınarlarına susatır bizi.

    Hiç istemeden olmuş gibi, kaza ile değmiş gibi sokulur günah ve kirler ruhumuzun billur sularına. Paslı bir bıçak gibi bulandırıverir kalbin duru ayazmalarını. Sular üzerinde rüzgâr ürpertisi gibi, dudaklarımızda içli yakarışların kıpırtısını başlatır hatalar. Yağmurun çöllerin kumunu yarması gibi, içimizin de içinde sancılı itiraflara kuytular açar günahların darbesi. Vicdanımızın kulağının dibinde fısıltılı hesaplaşmalara çağırır bizi pişmanlıkların nefesi. Utandırır bizi. Utandırdığı gibi, utanabilir olduğumuzu da hatırlatır bize. Yüzümüz kızarır, başımız öne eğilir, mahcubiyetle kısılır gözlerimiz, belki gözyaşı dökeriz. Müşfik bir baba gibi teselli eder bizi pişmanlığımız: Ağlıyorsun ya işte; o işi yapmayı yakıştıramadın kendine. Sen elinle ettiğinden fazlasısın. Sen bile isteye ettiğin günahtan daha yukarıdasın

    Kucağımızda hiç durmadan ağlayan bebek gibi, habire sızlanan bir hasta gibi buluruz pişmanlığı. Ne inkar edebilir, ne unutabilir ne acısını dindirebiliriz. Bırakalım öyle kalsın! Acısın. Kanasın. Ağlasın. Sızlansın. Dağlasın göğsümüzü. Yırtsın yüzümüzü. Kendi gözlerimizin içine baktığımızda, hemen yüzünü gösterip utandırsın bizi. Bizi bize gammazlasın. Acısına ihtiyacımız var pişmanlığın. Ya hiç acıtmasaydı günah kalbimizi? Ya pişmanlığın sızısı hiç yapışmasaydı yakamıza? Kurtulmak için çırpındıkça üzerimize atılıvermeseydi pıtraklar gibi? Kıvrandıkça, kıvrandıkça yine yeniden yakalamasaydı bizi bileklerimizden?

    İyi ki öyle... Kaynağı saptanamayan ağrılarda hastalara, kural gereği, ağrı kesici verilmez. Çünkü ağrısı olmazsa, hasta çare aramaz. Kıvranmazsa, ağrının odağını bulmaya yönelik zahmetlere katılmaz, katlanmaz.

    Pişmanlığın da soğuk sert taşlar gibi vurması beklenir ayaklarımıza. Hiç bitmeyen kışlar gibi soğuk buzlar düşürmesi gerekir alnımıza. Firari mahkûmlar gibi köşe bucak tedirginliklere mahpus etmesi istenir bizi. İlk fırsatta, saati geri alma telaşına düşmek, takvim yapraklarını yerine yapıştırma telaşıyla yanıp tutuşmak gerek. Günahı, ömrünün son deminde ak örtülere sarılmış adamı/kadını acı bir sırla kirletmek diye bilmek gerek.

    Kim aklar beni? diye bütün kapılardan eli boş döndüğümüzde,illâ O diyecek çaresizliğin dizi dibine oturtmalı bizi pişmanlığımız. Rahmetin ve gufranın dergâhında kusurluluğumuzu ve günahkârlığımızı şefaatçi bilip öylece ümitlenmeliyiz Allahtan. Hiç koşulsuz affedileceğimiz kapının eşiğinde umutla ve gözyaşıyla oturabilmeyi öğretmeli bize pişmanlık. Kimselere diyemediğimiz sırlarımızı kabuğunda sızlanan bir inci gibi rahmetin kucağına itiverme ihtiyacını tir tir titreyerek hissetmeliyiz pişmanlık göğsümüze sarıldığında. Ne kadar çok hata etmişsek etmiş olalım, sonsuz serin bir okyanusun maviliğinde kir pasımızı kimselere göstermeden yıkayıverme umudunu göğsümüzde cılız pınarlar gibi biriktirmeyi vaat eder bize pişmanlığımız.

    Sevapça hiçbir şey edemediğimizi, ettiklerimizin de bize ait sayılmayacağını aniden görebilmek demektir günahların ah! ları. O ndan korkup yine O na kaçacak denli anaç ve müşfik olan rahmeti acıyan dudaklarımızla içmeyi sadece pişmanlığımız öğretir bize..

    O tatlı Şebnem Ferah şarkısı gibi, Sil baştan başlamak gerek bazen. Hayatı sıfırlamak. Sil baştan sevmek gerek bazen. Her şeyi unutarak, yeni baştan sevmek gerek.

    Sil baştan başlama telaşıyla affın boynuna sarılırız pişmanlığımızla. Sil baştan sevildiğimizi ummak adına rahmetin kucağına bırakırız gözyaşımızı. Sancıyan vicdanımızla, utanan yüzümüzle, ağlayan gözümüzle, titreyen dudağımızla içten bir özür, mahcup bir tövbe fırsatı sunar bize pişmanlığımız. Ya hiç olmasaydı pişmanlığımız? Hiç yakmasaydı canımızı? Ağrı hissedemeyen hastalar gibi yakardık rahmete yürüyen ayaklarımızı, kırardık affı avuçlayan ellerimizi.

    senai demirci

     Nurla Hasbihal Olsam Eşikten Çıkıp, MEZARA Koşarım...

              Ama Görüyorum Ki Daha Beşikteyim..

     

    SELAM VE DUA İLE..

    KARDELEN

    normal_kardelen-5