|
|
June 29 Cennetim Olurmusun
Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?
Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açınca yıldızlarım olur musun; bulutlar göğü kapladığında pusulam?
Mihengim, turnusol kağıdım olur musun? yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?
Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istesem duvarım olur musun? özgürlüğüm ve mapusanem?
Üşürsem evim olur musun? yorganım, ana kucağım? çölümde vaha olur musun? vahamda hurma ağacım?
Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? şak şak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? gitmek istersem kanatlarım olur musun? kalmak istersem ayağımda prangam?
Hurilerim olur musun? kudret helvam ve bıldırcınım? soğanda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun?
Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam, bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin?
Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah (c.c)'a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın O'na güvenir ve sa'y eder misin?
Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neş'emi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskârım ve rehberim olur musun?
Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzûrum, sürûrum, nûrum, zînetim, nîmetim, cennetim olur musun?
|
GüleHasret 
güle kavusmak bir hayal gibi... bu besere cok uzakmis gibi... kavusmak varmi bu dünyada ... yoksa kalici olan güle hasretlikmi... mevlam varmi bir ümit vuslata dair... kokusunu tadabilecekmi bu fakir..
|
|
hüzün dolu gözlerin
gökteki yildizlari toplasam, döksem etegine... günese uzansam alsam, koysam avuclarina... sevgiden havuz yapsam, sigdirsam okyunuslari bagrina... hüzün dolu gözlerinde... bir sevinc isiltisi parlarmi dersin. cehenemin yakici atesini tercih etsem... eger sensizse cenetin o gül bahceleri... sevgin uzayan sonsuzlugunda büyük desem... hüzün dolu gözlerinde bir sevinc isiltisi parlarmi dersin.
|
Ne çok hatıram var seninle Rabbim Bazen uzaklara salıyorsun beni Arayıp bulayım diye seni.
O zaman içinde bulunduğum karanlıklardan NUR'una yol alıyorum ''Allah müminlerin dostudur.Onları karanlıklardan NUR'a çıkarıyor''ayeti ümidim ve kılavuzum oluyor.
Karşıma hayeller,gölgeler çıkıyor.Yolumdan alıkoymaya çalışıyorlar. O zaman İbrahim gibi ''Ben gelip geçen şeyleri sevmem''diyorum. Bu arada mektuplarını okuyorum.
Tatlı bir esintiyle geliyor sözlerin bazen Hele o baharda açan çiçekler yok mu?Hem senin güzelliğini okuyorum onlarda,hemde beni güzelleştirmek,geliştirmek istediğini...
Başını toprakdan çıkaran filizleri görüyorum. Sanki bana ''Sende bu dünya toprağından başını çıkar,ahiretin güzel ikliminde filizlen,uzat dallarını cennete,ebedi meyveler ver''diyorsun.
Ahh Rabbim; Bazen bunları unutup dünyaya sarıldığım oluyor. Hani neredeyse seni unutacağım. O zaman dünyayı elimden alıyorsun,dikenleriyle elimi kanatıyorsun.
Sanki bana ''Senin asıl yurdun burası değil senin asli vatanın var.Seni bekleyen peygamberler,sıddıklar,şehitler,salihler var.BEN VARIM''diyorsun. O zaman şükrediyorum sana.Beni unutmadığından,terketmediğinden dolayı.
Ya günahlarım,günahda ısrarım yokmu? Ozaman bana darılmışsın gibi geliyor.Şu sözünle teselli buluyorum,ümitleniyorum.''Rabbin seni terketmedi,darılmadı da'' O zaman dünyalar değil cennetler benim oluyor.
Senin güzel isimlerini kalbime dolduruyorum.Seni herşeyden çok seviyorum.

Garip bir hal yaşıyordu son dönemlerde.Duaya el açtığında göz pınarları coşuyordu.Oysa erkekler ağlamaz diye öğrenmiş;ağlamanın zafiyet,acizlik,çaresizlik olduğu yönünde toplumsal empozelere maruz kalmıştı.Karanlığı,geceyi,sükûtu seviyordu.Odanın ışıklarını söndürdü.Koltuğun arkasına itina ile yerleştirdiği okuma lambası haricinde dış dünyaya çekti perdelerini.Satırlarda dalgalanan okyanusa açılmaktı niyeti.Radyo;lise yıllarından beri vazgeçilmez arkadaşıydı.Karıştırdı FM dalgasını.Minik Serçe şakıyordu:“Ağlamak güzeldir/Süzülürken yaşlar gözünden sakın utanma!”
Hay Allah’ım ya!.Yine mi ağlamak?.Biraz daha karıştırdı.Sanat Musikisi olmalıydı şöyle.Hani şu temiz aşklar sahnelenen Yeşilçam klasiklerinden birinin müziği mesela:“Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini/Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara”
Yine gözyaşı!..Ufffff...Yok mu şöyle şıkır-mıkır oyun havası,enstrümantal bir şeyler falan? Anlaşılan olmayacak.İyisi mi kapamak radyoyu.Taktığı konu varsa,yemez-içmez araştırır üstüne giderdi. Ağlamaya,gözyaşına takmıştı bir kere.Ayet-hadis bulmalıydı.Bir konu ayette, hadiste varsa kıymetliydi. Hayatın içinde yaşanıp da Hayat Kitabında olmayan konu olur muydu hiç?Çağın en büyük nimeti saydığı internetten taradı ayetleri,hadisleri.Bulduklarını yavaş yavaş okuyor, düşünüyordu:
-Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?(Necm-60) -Hiç kuşkusuz, güldüren de O'dur,ağlatan da.(Necm-43) -Kazanır oldukları yüzünden artık az gülsünler,çok ağlasınlar.(Tevbe-82) -Bildiğimi bilseydiniz;az güler çok ağlardınız!/Hz.Muhammed(a.s)
Rasül neden böyle demişti?...O’nun bildiğini bilmeye kimin gücü yeterdi ki?O özel bir varlıktı. O halde neyi işaret etmek istemişti?..Ayetleri,hadisleri bazen mantık önermeleri gibi ele alır,kelimeleri,cümleleri farklı yerlerde düşünüp yeni anlamlar yakalamaya çalışırdı.Buldum dedi,buldum!..<Bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız demek;az güler çok ağlarsanız bildiğim sırlardan bir nebze bilmeye başlarsınız, keşifler size de açılır> demek olamaz mıydı?... Üstelik Hakka Erenler tatlı bir hüzün ve gözyaşını kuşanmışlar;şiir,ilahi,kasidelerde kutlu bir anlam yüklemişlerdi gözyaşına.Gece yarısı okuma sonrası içlenince ilhamlar hissederdi.Kendinde yaşıyordu tespit ettiği manayı.Başkaları ne der,diye düşündü. Ne derlerse desinler,hüküm kalbe göreydi madem,madem ki kalp Nazargâh-ı İlahi idi,böyleydi işte. Hem herkes kendi yaşıyordu,başkalarının yargısına ne hacet?!..
Sonra yürek titremesi diye bir kavram çıktı önüne:“İnanmış olanlar ancak o kişilerdir ki,Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda,bu onların imanlarını artırır.” (Enfal-2)
Yürek neden,nasıl titrerdi? Gazze-Batı Şeria bombalanırken,Güney Asya’da binlerce insan tsunamiye kapılırken;mazlumların,açların,gariplerin haberlerini izlerken içlenmesi miydi? Yoksa daha farklı bir şey mi? Kalp titremesinin dışa vurumu;gözyaşı mıydı yoksa?Bunu Medine’de,Mescid-i Nebevi’de yaşamıştı bir Ramazan akşamı.İmam,Yusuf Suresinden okuyor,kuyuya atılma ayetine gelince sesi titriyor,hıçkırıklara boğuluyordu.Mihraptan yayılan hüzün bulutu dalga dalga kaplıyordu cemaati. Topluca titriyordu yürekler.Yine gözyaşına çıkmıştı yolu.
Mesnevi’ye baktı biraz. Bakalım Aşkın Sultanı gözyaşı için ne diyordu?...Ooooo!...Neler demiyordu ki, Mevlana’nın hıçkırıkları duyuluyordu sayfalarda. Aşkla gözyaşı asırlardır yapışık ikizdiler.Mevlana sırılsıklam aşıktı Şems’e... Büyük aşığın iniltilerini,hasretini duydu cümlelerde:
-Akarsu neredeyse orası yeşerir. Gözyaşı varsa rahmet gelecektir. -İki deniz olan gözlerin incilerle dolsun istersen,gam toprağından gözüne sürme çek de ağla. -Dal,ağlayan buluttan yeşerir.Mum ağladıkça aydınlık artar. -Tevbe tohumunu gözyaşı ile sulamazsan rahmet meyvesi nasıl beklersin?
Evliya Sözleri kitabına yöneldi.Şemseddin Yeşil,Allah Dostlarının aşklarını ne güzel de akıcı bir üslupla anlatmıştı..Bazen yaptığı gibi rast gele açtı sayfayı,parmağını koyduğu ilk satırı okudu:Ağaçlar meyve vermek için iki şey bekler:1-Güneşin Harareti.2-Semanın Yağmuru.Vahdet Ağacından Marifet yemişi yemek istersen iki şey gerek:1-Allah aşkının hararetiyle yanan bir Kalp.2-Gözlerinden akan yaşlar...
Gece neyse de güpegündüz göğsü sıkışıyor,içinde kaynayan volkan,yana yakıla patlamak istiyordu. O saatlerde sudan bahanelerle kaçardı kuytu köşelere.Kentin en gözde türbesine yol uğrattı ikindi vakti. Servili mezarlıkta huzur buluyordu.Birkaç ziyaretten sonra tam ayrılmak üzereyken cami avlusunda zamanla alay eden çınarlar altında gördü O’nu.Büyük sürprizdi karşılaşmaları.Mütevazı,nur yüzlü ihtiyarın elini öpmek istedi.Hafifçe kucakladı ihtiyar,el öptürmedi.Daha önce Onu bir başka şehirde görmüş ama içine sürüklendiği gerginlik nedeniyle istifade edememişti.Böylesi öze ermiş kimseler sessizce dinlenmeliydi. Soru sormak bile kayıp olabilirdi o an.Hal-hatırdan sonra ihtiyar sakin bir tonda başladı anlatmaya: -Bir hayvan gördüm az önce..Kuş mu desem,kelebek mi?.. Acayip bir mahluk.Çiçekten çiçeğe, duvardan duvara konuyor,içecek su,yiyecek kırıntı arıyordu.Su da,yiyecek de yanı başındaydı ama göremiyordu mübarek!…
Büyükler böyle mecazlarla konuşurdu.Kuş yada kelebekte kim bilir neler saklıydı. -İnsan da böyledir…Bazen yanı başındaki hazineyi göremez değil mi?.İyi bakmak gerek..Görmek gerek..Görüp de istifade etmek gerek.. Eyvallah, dedi.. -Allah’ı seviyor musun?..Duada için titriyor,namazda seccadeden yıldızlara seyahat edebiliyorsan Allah’ı seviyorsun demektir. Ama yetmez senin Allah’ı sevmen!.. Bakalım Allah seni seviyor mu?..
Beyni zonkluyor,başında ateşler yanıyordu.Ayak üstü ne ağır bir noktaya gelmişti sohbet!.Sesi titreyerek sordu:”Nasıl anlarım Allah’ın beni sevdiğini?” Sormasa mıydı yoksa!..Ya ağır bir görev yüklerse şimdi,ya yeni bir sınava kapı aralarsa nice olurdu hali? Soru ile başına iş alabilirdi,ama sormuştu bir kere.İhtiyar iki parmağını gözlerine götürüp yere doğru yavaş yavaş indiriyordu.Bir iki defa tekrarladı bu hareketi.
-Anladın mı?..Gözlerin yaş döküyorsa bil ki seviyor!..Çorak toprak yağmura susar değil mi?Toprak kuraklıktan çatlar,inler,kurur.Bulut yağmur bırakırsa,yer sevildiğini anlar! Kendinden semaya yönelince akar göz yaşı...İşte o semanın,meleklerin ikramı sana!..Göz yaşı senden akar sanırsın,semadan akar, melekler akıtır onu...Yaşlı nineler torunlarına öğretir ya;her yağmur tanesini bir melek indirir hani! Göz yaşını da melek indirir!..
Olduğu yerde öylece kalakalmış,yolu yine gözyaşına çıkmıştı.Vakit mesai sonlarına doğru ilerliyordu. İstiyordu ki dede daha çok anlatsın.Bir yandan da sorumluluğu vardı,göreve dönmeliydi.Destur istemek bile ayıptı şimdi.Ama nasıl söylesindi? İyisi mi susmak, beklemekti.Gönül ehli bilirdi insanın içini.Akşam ezanı yaklaşırken dede camiye yöneldi: -Dön artık...Daralırsan buraya akşamda,yatsıda uğra... Buralarda olurum ben.Allah’ı sev, O’nun da seni sevdiğini sinende hisset oldu mu?.. Burnunun dibindeki nimeti fark edemeyen kelebek(…) Allah’ı sevmek(…) Sevildiğini bilmek(...) Ve yine gözyaşı.Dakikalara hikmetler sığmıştı.Dini yayınlar satılan çarşıları seri adımlarla geçti.Kasetlerden ilahiler taşıyordu: -Ağlar Yakup ağlar Yusuf’um deyuuuu.... -Medineye varamadım/Gül kokusun alamadım/Ben Rasüle doyamadım/Yaralıyım yaralıyım/Hacerul Esvedin taşı/Akıttı gözümden yaşı/Bulunmaz Rasülün eşi/ Yaralıyım yaralıyım.
Yağmur çiseliyor,melekler belirlenmiş noktalara taneler bırakıyordu.Meşhur ilahiyi mırıldanarak bindi dolmuşa:
Gece gündüz döne döne İstediğim Hak’tır benim Allah deyip yana yana İstediğim Hak’tır benim
Yoluna terk edip canı Akıtıp gözümden kanı Ah eyleyip dünü günü İstediğim Hak’tır benim
Münkirler aşk halin bilmez Münafıklar yola gelmez Ağlar bu gözlerim gülmez İstediğim Hak’tır benim
Kor olayım kül olayım Taşkın akan sel olayım Çiğneneyim yol olayım İstediğim Hak’tır benim
|
_________________ Ask ne hamsoz ne atestir Ask ne mecnun ne leyla Ask ne huzun ne Sevinctir Ask dedigin yuce MEVLA.. | |
|
BİLMELİSİN
zor da olsa cekıp gıtmesini mutlulugunu baskalarına vermeyi faniden gecip hak olanı bılmeyi acılarına ilacı yanlız onun verecegini BİLMELİSİN bilmelisin batsa da bugun gunesın yarın elbet geri gelecek bilmelisin dustukten sonra kAlkmasını bılmelısın gunahlarını bıle sevapla sonlandırmayı BILMELISIN
tum yollar ona cıkıyor hic kacma artık golgelere golgelere ıcını doktugunu zannetmedesin onlar seni anlamıyor bılesın tokezleyıp durmada yolunu kaybetmedesin ıcını dokecek bır dost dılenmektesin ama hep yanlıs dosta gıtmektesın artık uyanısa hasret icin kabuk tutmus yaralarına acıyla merhem aramaktasın
hadi artık bir donus degil bin donus sansın varken gunes henuz ufkunu terketmemısken ısıldamak ısteyen o gozlere dermanını ver vakit donus vakti cekip gitme faniden yuz cevırme vakti
gıdıyorum bilmedigim gaybime ama oyle bir gayb ki Rabbe adanmıs oyle bir gayb ki onun askına susanmıs tum donusler sanayken bu donusumu al gul kokularıyla beze bu donusumu al ve bır daha hic bırakma..........
|
_________________
...mecnun olan sever col yalnızlıgını,onun derdi leyla sananlar yanılırlar,o leylayı severek mevla ya vardı......elveda....... inanan yureklerin sonduremez leylalar hayat gunesını varsın olsun onlar yalanIN dolanın sırdasI bız bılırız elbet gorecek gozumuz AKla karayı | |

Bekliyorduk... Duruyor, dururken ilerliyorduk... Direniyorduk... Bir gün gitmeye karar verenler oldu. Önce ürkek adımlarla, sonra hızlı hızlı gittiler. Bir adım, bir adım daha... Bir çığlık duyuldu sonra, bir feryad... Üzülmüştü melekler ve tabi bizler de.(..) Gidişleri, beklediklerini elde edememiş olmalarından mıydı? Aynı nedenle beklemiyor muyduk yoksa? Öyleymiş demek ki... Biz onların, onlar da bizim ne için beklediğimizi bilmiyormuş. Devam ettik bekleyişlerimize... Bir müddet sonra geri döndüler. Zannettik/Umut ettik ki gitmeyecekler. Öğrendik ki gitmek için dönmüşler. Gitmeye ve gitmek için dönmeye devam ettiler, biz de bekleyişlerimize... Sonraki gidişleri ilk gidişlerine benzemiyordu. Hüznü boğmuşlardı/boğdular artık. Böylece geçti günler, aylar, yıllar... Devam ettik beklemeye ve direnmeye... Gözyaşlarımız oynatmadı ayaklarımızı yerinden. Sonradan gelip, gidenler, kalanlardan çok(tu). Önemli olan beklemekse sayının ne önemi var(dı) ki... Gidenler gittiler... Kalanlar “hep mahzun ve güzel kaldılar”. Kalanlara selam olsun... Selam olsun doğru yolda sabitkadem duranlara...

|
|
| June 04
İnsanın iyi yanı mı, kötü yanı mı esas alınmalı?
|
|
İnsan diğer varlıklardan ayrı ihtiyaçta yaratılmıştır. Bu yüzden tek başına dağ başlarında yaşayamaz. Mutlaka toplum içinde bulunacak, ihtiyaçlarını ortak çabalarla elde edilenlerden karşılayacaktır.
Bu ortak hayat sırasında insanlarda olumlu yahut da olumsuz görüntüler meydana gelir, güzel ve çirkin taraflar göze çarpmaya başlar.
İşte bu sırada insanın hangi yanı esas alınacaktır? Olumlu yanına bakıp da yakınlığımızı, dostluğumuzu koruyacak mıyız, yoksa olumsuzluklarına bakıp da uzaklaşacak, ayrı gayrı kalmayı mı tercih edeceğiz?
Görebildiğimiz kadarıyla ayıran, uzaklaştıran yanı değil de, birleştiren, kaynaştıran yanı esas alınıyor, iyi hallerine bakarak irtibatın sürdürülmesi tavsiye ediliyor.
Bu konuda Muhyiddin–i Arabî Hazretlerinin meşhur misali fevkalade çarpıcı geliyor bana. İsterseniz birlikte bir göz atalım olaya:
Hazret–i Muhyiddinin bir hocası vardır. Kendisine çok şeyler öğretmiş, derin minnettarlık duymaya başlamıştır. Ne var ki Ebu Medyen adındaki bu muhterem insanın mizacı sert, sözleri acıtıcıdır. Vaazlarında hep sert konuşur, doğruları yumuşatmadan anlatır. Bu yüzden onu sevmeyen cemaat söz konusudur.
Muhyiddin de hocasını sevmeyen bu insanları sevmez. Hatta birlikte saf tuttukları bu insanlara gönlünden de buğzetmekten geri kalmaz.
İşte bu sıralarda bir gece rüyasında Efendimiz (sav) Hazretlerini gören Muhyiddine Efendimiz (sav)den şöyle bir soru gelir:
– Muhyiddin, birlikte safta namaz kıldığınız o kimseleri niçin sevmiyor, buğzediyorsun? Der ki: – Onlar benim hocamı sevmiyorlar da onun için.
Arkasından şu soruyu yöneltir Efendimiz (sav): – Peki, der, onlar Allah’ı, Resulullâh’ı seviyorlar mı? – Elbette diye karşılık verir. Allah’ı sevmeseler farzları kılmazlardı, Resulullâh’ı sevmeseler sünnetleri eda etmezlerdi. Halbuki bunların hepsini de yerine getiriyorlar. Demek ki Allah’ı, Resulullâh’ı seviyorlar.
Bu defa Efendimiz (sav)den kitaplık çapta şu soru gelir: – Muhyiddin der, senin buğzettiğin bu insanları, Allah’ı, Resulullâh’ı sevdikleri için sevsen olmaz mı da, hocanı sevmedikleri için sevmemeyi esas alıyor, olumsuzluğu tercih ediyorsun?
Efendimiz, sorusuna şunu da ekler: – Allah’ı, Resulullâh’ı sevmeleri basit mi geliyor yoksa?
Bu olaydan sonra Hazreti Muhyiddinde ölçüler yumuşar. Allaha ve Resulüllaha imanı olan herkesi sevmeyi tercih eder, olumsuzluklarını öne alıp da o taraflarından dolayı soğuk bakmayı sürdürmez. Bilmem bu vaka bizlere bir şeyler fısıldıyor mu? Çevremizdeki insanların Allaha, Resulüllaha imanları kâfi gelmeli, bunun yanındaki farklı düşüncelerine bakıp da uzaklaşma duygusuna kapılmamalı mıyız? Her insanda olabilecek kusur ve yanlışları öne çıkarıp da kendimizi kusursuz insan gibi görme yanılgısından uzak mı kalmalıyız? Allaha ve Resulüllaha iman gereği, din kardeşi olarak birbirimize bağlanmaya yetmeli mi?..
Takdir size aittir. Biz sadece bir olayı arz etmiş olduk. Hepsi o kadar. | June 02  Bir müslüman uykuya yatmadan önce,Allah rızası için bir saat oturup işledigi manevi kazanç ve kayıplara karşı nefsini muhasebe etmeli;sonra da Allah ile onlar arasında tevbesini yenilemeli,ardından da tevbe ile uykusuna yatmalı,uyandıgı zamanda birdaha o günaha dönmeyecegine kesin karar vermeli ve bunu her gece yapmalıdır ki; şayet o gece ölecek olursa tevbe ile ölmüş olur. Şayet uyanacak olursa ,ecelinin tehir edilmesiyle ,maddi manevi işlerini ve faaliyetlerini sevinçli olarak karşılar.. Bu şekilde devam ettigi takdirde Rabbine maneviyatı düzgün ve kaçırıp,hasreti gerektiren amelleri telafi etmiş olarak varır. Müslüman için bu tarz uykudan daha hayırlısı olmaz.. Hele bu bildirilen nefis muhasebesinin ardından Allah a biraz olsun zikreder ve Resullullah (sav) dan rivayet olunan sünnet duaları o esnada okuyacak olursa dahada faydalı ve sevap olur. Şuna inanmak lazımdır ki;Allah kendisine hayır murad ettigi kimseyi onda muvaffak kılar. Buna ve daha öte şeylere Allah dan başka gücü yeten yoktur. Kabir korkularından ve azabından kurtaracak olan sebep(amil ve amel)leri şu beş kelimeyle ifade etmek mümkündür: 1-Ribat 2-Katil 3-Kavil 4-Batın 5-Zaman Ribat; Allah yoluna baglılık ve onda sebat ta devam demektir. Arab ın lisanındaki 'at baglama'ifadesinden manen alınmıstır.Buna itibarla ,müslümanların düşmana yakın yerlerde (sınırlarda,kalelerde ve geçitlerde)Allah için sebat ile nöbet tutanına mücahede edenine ,binekli veya yaya olsun Murabıt denmiştir. Allah yolunda ölen(şehid) ; Bununla ilgili olarak Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'deki bir kelamında şüyle buyurur; "Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma .Dogrusu onlar Rab leri katında diridirler,cennet meyvalarından rızıklanırlar." "Onlarda hiçbir korku yoktur ve onlar mahsun da olmayacaklardır" Tebareke (mülk) suresini okumak; Bu sure ,kıyamet gününde ,şayet içinde mevcut durumda ise ,kendini okuyan için Allah Azze ve Celle nezdinde,unu cehennemden kurtarmasını (uzak tutmasını)isteyerek çaba sarfedip durur(adeta Rabbi ile tartışır);ayrıca sahibini kabir azabından da kurtarır. Bundan dolayı Nebi(sav)onu okumadan uykuya yatmazdı. Zamana baglı;Cuma günü veya Cuma gecesi ölen; Hakimü-t-Tirmizi der ki: "Cuma günü ölen kimsenin Allah katındaki (Allah ile arasındaki)perdesi açılıp aralanır.Çünkü Cuma gününde cehennem ateşi tutuşturulmaz,kapıları kapanır ve ateşin gücü (ya da görevlisi)diger günlerdeki faaliyetlerini(hareketlerini)yapmaz. Allahu Teala kullarından birinin ruhunu Cuma ya tesadüf eden günde alırsa ,bu onun ahiret saadetine ve güzel sonuna (akibetine)delil sayılır.çünkü Allah bu büyük(mubarek)günde ruhunu kabzettigi kuluna saadet yazar.Bu sebeple onu kabir imtihanından(fitnesinden)korumaz.zira,kabir fitnesinin sebebi ancak münafik ı mü'minden ayırmak demektir.... 
|